Posts in Şiir-Hikaye-Deneme vs.

Sen ve Ben

Bazı anlar vardır. Öyle anlarda sadece düşüncelerinizde olan karmaşık duyguları dışa vurmak istersiniz. İşte benim yazdıklarım ve adına şiir, deneme veya öykü denilen şeylerde bunun bir sonucu ortaya çıkmaktadır. Öyle bir an geldi ve düşüncülerim duygularımla birleşerek kalemimden bu diziler oluştu. Bu dizilerin oluşmasında her zaman kalbimde olan ve hayatımda ilk ve tek olan sonsuzluğun kırıntıları yine ilhamım olmuştur.

Sevgi ve saygılarımla…

Her ne olursa olsun
Her ne olursak olalalım
Yaşamın verdiği tüm anıların gölgesinde
Sonsuzluğun tüm sıcaklığı sen ve bende
Sen ve ben
Ne halde olursak olalım
Duyguların her türlüsünü yaşasak bile
Kaybolmuşluğun tam ortasında
Sen ve ben
Birbirimizi hissetiğimizde doğru yolu bulduk
Bin stem ettiysek de hayatımıza
Mutluluğu ararken ayrı yollarda
Farklı yollarda durakladık
Hatalar ve yanlışları iliklerimizde hissederek
Tüm umutlarımızı kaybettiğimizde
Sen ve ben
Birbirimize tutunduğumuzda her şeyin üstesinden geldik
Gülmeyi unutsak da bazı anlarda
Başkalarının hayatlarında bulsak da kendimizi
Sonsuzluğa giden yolda
Habersiz kaldık sonsuz olmanın yolunda
Zamanın evvelinde, sonrasında ve şimdisinde
Sen ve ben
Birbirimizi bulduğumuzda tekrar hissettik kendimizi
Tüm engellerin üstesinden gelmenin yolunu bulduk
Her nasıl yaşarsak yaşalım
Hep sonradan gelsede aklımız başımıza
Başkalarının gerçekliğinde bulsakda kendimizi
Sen ve ben
İşte burdayız
Geleceğin bilinmez yollarında
Ellerimiz birleştiğinde çıkıyor ortaya
Yolumuzu aydınlatan ışık
Sonsuzluğa giden huzurlu yol
Sen ve ben
Artık Biz olmalıyız
Artık Sonsuz Olmalıyız

10.09.2018 

Uğur ÇAKIR

Şairi ve Zamanı Gaip

Şairi ve Zamanı Gaip

İşte böyledir karşılıksız sevmek. Bir umutla çıkarsın yola önüne engeller çıkar; şarkılar dinlersin, şiirler yazarsın ama nafile! Hiçbiri başlayamamış bir sevginin avuntusu olamaz! Sonra düşünürsün neden olmadı, neden? Hep ben mi dersin oysa ki etrafına baktığında senin gibi birçok insan vardır. Bitti artık, buraya kadar dersin, onu görmek bile istemiyorum dersin ama bu da kendine söz verdiğin bir yalandır. Ne zaman ki bir odada yalnız kalsan hemen aklına o gelir ve oturur düşünürsün, acaba olsaydı ne olacaktı? Gece olunca rüyanda onu görürsün sabah onunla uyanırsın ve bir kere daha hayata lanet edersin senin olmadığı için! Ama ne zaman ki onu görsen ya da geldiğini fark etsen elin ayağına dolaşır, çünkü sevmişsindir bir kere ne kadar olmasa da, başlamasa da onu görünce, kalp atışlarının hızlanmasına ne sen engel olabilirsin ne de başka biri… Sonra kendini teselli etmek için başka birini bulmaya çalışırsın, belki de bulursun ama “o” hep vardır senin hayatında! Başka biri hiçbir zaman onun yerini tutamaz, yalnızca geçici bir boşluğu doldurmaktır görevi… Teselliye devam edersin iyi ki olmadı diye… Ama bunlarda içini acıtmaktan başka bir işe yaramaz. İşte böyledir karşılıksız sevmek! Gecen gündüzünle birleşir, uyku haram olur. Sen uzatmışındır elini, kalbini ona ama elin ve duyguların sonsuzlukta havada kalmıştır!…

Adsız ve Karışık

Adsız ve Karışık

Kaç kere gelmiştir ki aklınıza adsız şeyler? Sözde öznesi gizlenen, ama çok azının okuyabildiği paragraflar… Ve her şeyden önce uyum-uyumsuzluk. Ya bunun anlamı? İşte o da karışık…

Uzakta ama yakınımda

Dokunabilir amaYasak!

Saçma ama ilham verici

Her şeye rağmen

Adsız ve Karışık! 


Uğur ÇAKIR ♠

Koşuşturmaca | Haydarpaşa’ya…

KOŞUŞTURMACA

Tatlı, hızlı ve heyecanlı bir koşuşturmaca… Nereye gidiyor bu kadar insan? Neden her duyuruda onlarca kişi; yaşlısı, genci, çocuğu koşarak çıkıyorlar o ahşap kapıdan? Evet, bilmediğim bir kıtanın bilmediğim bir sonundayım şimdi! Eski, hatta şu kulağıma çalınan martı seslerinden bile yaşlı bir binadayım. Hani kartpostallara konu olan, literatürde taşınmaz eser olan bir yerde… HAYDARPAŞA’da!


Bugün her şeyin ilkini yaşıyorum. Cesaretsiz bildiğimin cesur ve korkusuz tarafıyla! Yaşlı, ayağında pazarda satılan beş liralık terliği olan, orta boylu, elma yanaklı ninem! Hep filmlerin bam telimizi sızlatan sahnelerinde veya reklamlarda ilgi çekmek için kullanılan, bir metne dayalı oyun sanardı çoğumuz. Demirden taşıta binmek için üç buçuk lira isteyen, isterken de utanan ninenim senaryosunu… Belki torununa gidecek, belki de evine, memleketine dönecek. Tam bekleme salonunda sızladı iliklerim nefes aldığımı hissettiğim anda…


Ya ben, ben nereye gidiyorum? Şu an annesinin elini kaybetmiş ve kaybolmuş bir çocuk edasıyla dolaşıyorum, Haydarpaşa’nın soğuk ve tarih kokan duvarları arasında. Değişik ama her zaman arzuladığım (Maceraperestlik) işte…

“Geldikleri gibi giderler!” o meşhur adamın, meşhur sözüne tanıklık eden basamakların arkasındayım şimdi. İçimi hareketlendiren bir soğuk ve yalnızlığımı hatırlatan karelerin eşiğindeyim! Vapur geçiyor şimdi de karşımdan. Arkasında bıraktığı kabaran köpükler kalıyor, yirmi beşinci karemden bana hediye! Hani; “Her şey sana beni hatırlatır.” denilen söz var ya işte… Yaşadığım her şey, ilklerim, yazdıklarım, oynadıklarım ve belki de ilk ve son oyunumu yapacağım bana hayattan hediye bu sahnede!
Kalabalık akıyor etrafımdan. Farklı bir yoğunluk gözlüyorum burada, zamanın beni dondurduğu köşede. Ve birden kalabalıklarda betimleniyor izlediğim senaryolar zihnimde. Ne kadar garip diye takılırken ben, şimdi aklım sorular içinde ve içimde duygusuzluk tohumları ekilmeye başlıyor bir anda.


Dolan bir vapur kalkıyor şimdilerde… Kadıköy’den Eminönü’ne sakin ve gizemli hatıralar eşliğinde! Tıpkı arkasında benimde bıraktığım, silinmesi gereken bir izle. Haydarpaşa’dan kalkıyor işte benliğimi de beraberinde farklı bir dünyaya sürükleyen tren! Son düdüğü ve üzerinden çıkan dumanıyla…

Yıl: 04.05.2011
Uğur ÇAKIR ♠

Bir İlham

Bir ilham gelse aklıma

Kalemi alıp girişsem yazmaya

Zamanın bana tüm verdiklerini…

Belki başaracak o an,

Kendini ispatlamayı.

Kalemi alıp girişsem yazmaya

Kalemin tüm mürekkebi bitene kadar.

Belki bir şair yaratacak o zaman!

Uğur ÇAKIR

Genelgeçer | Özgürlük!

Zamandan akıp gidenler var 
Dünün, bugünün ve yarının gölgesinde
Ellerim ceplerimde dolaşıyorum
Ruhuma dokunan özgürlüğün hissi
Bedenimin düşüncelerime itaat etmesi
Düşünüyorum
Her düşüncede akıp gidenler var
İçimde tüm benliğime seslenen 
Özgür bir ses
Ellerim ceplerimde dolaşıyorum,
Düşünüyorum
Tüm ittifaklara galip tek şey
Ben’im
Esir edilemez,
Hiçbir güç tutsak alamaz
Ellerim ceplerimde duruyorum
Bedenim kontrol altında, alanım sınırlı
Özgürüm
Düşüncelerim hala galip 
Ve ben
Ben sonsuza kadar ÖZGÜRÜM!

Genelgeçer tanıma sıkışmış bir kavram mıdır? Yoksa düşüncenin var olma sebebi midir? Özgürlük! Bilmiyorum, açıkçası sınırlandırılmış tüm tanımları da eksik buluyorum. Aykırı! Özgürlüğün en geniş tanımı bile kelimelerle sınırlı. Hayır, zarar vermek ve her istediğini yapmak olarak görmüyorum onu. Ben tüm sınırların içinde tutsak edilemez  bir ifade olarak alıyorum kendime, özgürlük denilen kavramı.
Yazabilirim, yazabilirsin! Çizebilirim, çizebilirsin! Konuşabilirim ve sen de konuşabilirsin! Özgürüz… Ama ben tam hakkını verebileceğimi düşünmüyorum onu anlatırken. Sadece öylesine kendi özgürlüğüm içinde bir karalama benimkisi…

Bir annenin, terliği elinde sana bir şeyler söylemesi tehdit mi? Yoksa senin ona karşı gelip, özgürüm demen olması gereken mi? Ya örf ve adetler? Tamam, sen diyorsun ve ben anlıyorum yıl 2017, ama ya yarın? Yarın yeni bir gün ve o gün özgürlüğün kavramı mı değişecek? Yoksa sende bir anne ve baba olduğunda çocuğunun elinden telefonu alıp dediğini mi yaptıracaksın? Her şey bir yana yıl 2030 derse sana! Özgür müsün veya özgürlüğü verecek misin? Bilmiyorum!

Özgürlük tek bir bakış açısına hapsedilirse tüm değerlendirmeler o yönde olmaz mı? Doğru veya yanlış. Katılmıyorum. Sana katılmak zorunda değilim, hatta senin tanımlarına da hapsolmak zorunda değilim. Belki de yarın sana katılabilirim. Bugünün düşüncesi ile özgürüm ben ve yine bana göre özgürüm. Düşüncelerim de her istediğimi yapabiliyorum, düşüncelerimde kendimi kral bile ilan edip, mutlak monarşiyi savundum az önce! Sanane! Senin özgürlüğünü mü kısıtladım. Alakası bile yok çünkü düşüncelerimde özgürüm ve oranın sınırı yok! İşte özgürlük bana göre tam olarak bu. Ama hak veriyorum bazen tanımlara, nedeni basit. Benim düşüncelerimde ki sonsuzluk, davranışlarıma döküldüğünde sana zarar verirse eğer, bu özgürlük değil başka bir şey olur. Bencillik, kötülük, haksızlık ya da her ne kavramsa o! Özgürlük denilen çok yönlü kavrama felsefesinde böyle bakıyorum ben, hatta bir adım ileride bugün bunu savunuyorum.

Hadi gelelim asıl olanlara. İletişim özgürlüğü, sokağa çıkma özgürlüğü, hafta içi uyuma özgürlüğü, eğitim alma özgürlüğü, internette dolaşma özgürlüğü, büyüme özgürlüğü… Aklına gelen her eylemin özgürlüğü işte! Peki bunlarda özgür müyüm, özgür müsün? Bilmiyorum. Aslında sonsuz özgürlük tamlamalarının içinde bunların hepsini bilmem de bugün olanaksız. Ama sana dünün koşullarında bunu şimdinin penceresinden anlatabilirim. Sonuçta “-miş’li” bir özgürlük tanımı veya yorumu bugünü kısıtlamaz.

Yaşamak lazım. Beş duyumun en az biri ile bunları hissetmem lazım. Şimdi toplumsal huzuru ve ortak alınmış kuralları bozmayacak şekilde elime telefonumu alıyorsam ve iletişim hakkımı istediğim gibi kullanıyorsam özgürüm. Hadi gel başka senaryoya bakalım şimdi, sınıftayım ve 20 kişinin ders dinlediği anda elime telefonumu alıp müzik dinliyorum. Bir dakika ya sen kim oluyorsun, özgürüm ben! Bana göre tamamen kavram yanılgısı. Sen özgür olduğunu düşünüyorsun ama yaptığın eylem tamamen özgürlükleri kısıtlayan bir bencillik ya da her ne kavramsa o! Çünkü sen, senin dışında kalan 19 kişinin özgürlüğüne mani oluyorsun. Ya ben o sınıftaki 19 kişiden biri olarak seni yaka paça dışarı atsam! Özgürüm bende! Bahanem de senin özgürlüğümü, özgürlüğümüzü yok etmen. Şimdi hangimiz özgür? İkimiz de her neyse o kavramın farklı yerlerinin tanımı olduk işte…

Karışık, söz düelloları içinde kalemim bir savaş veriyor. Düşüncelerimde ki özgürlük bu satırlara aktarılırken, sen bunu okumama özgürlüğüne sahipsin. Hatta buraya kadar gelip son paragrafı okumadan bitirebilirsin de. Özgürsün ve seçim senin!

Tüm bu söz düellosu içinde ben özgürlüğün sonsuz bir şekilde düşüncede olacağına inanıyorum. Hayatın içindeki özgürlük tamlamaları ise saygı ve sevginin ittifakında özgürlüğün misafir edilmesidir.
Saygılarımla…
Uğur ÇAKIR